Bursa’da ArkeoPark Kuruluyor

(Yazan: Doç. Dr. Necmi Karul, “Bursa’da ArkeoPark Kuruluyor”, İstanbul Üniversitesi Bilim Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:6, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Yıl:2011, s:30-41)

 

Yazının yer aldığı dergiyi okumak için tıklayın:

http://iudergi.istanbul.edu.tr/s6/index.html

 

 

Neolitik Dönem’e ait yeni bilgilere ulaşılmasını sağlayan Aktopraklık kazılarını gerçekleştiren İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri, Türkiye’nin en büyük ArkeoParklarından birini inşa ediyor. Kazı Başkanı ve İÜ Prehistorya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necmi Karul, yaptıkları çalışmaları bizim için kaleme aldı.

 

 

ArkeoPark çalışmalarına, Aktopraklık’ta ulaştığımız arkeolojik bil­giyi toplumun geniş bir kesimi ile paylaşmak amacıyla başladık.

 

Park, korunarak ziyarete açılacak arkeolo­jik kalıntıların yanı sıra canlandırmalar, kar­şılama ve konaklama yapıları ile deneysel uy­gulamaların gerçekleştirilebileceği birimler içeriyor. İnşası büyük ölçüde tamamlanan canlandırmalardan ilki, arkeolojik verilerden yola çıkarak MÖ 5600’lü yıllara tarihlenen yerleşimi içeren bir bölümden oluşuyor. Bu kapsamda şimdiye kadar dört yapı ile çevre­sindeki hendek ve avlular inşa edildi. Büyük ölçüde tamamlanan diğer canlandırma ise geleneksel köy yaşantısını yansıtan ahşap ya­pılardan oluşuyor. Bu amaçla Eski Kızılelma köyünden, yıkıma terk edilmiş, yaklaşık 150 yaşındaki altyapı sökülerek park alanında ye­niden inşa edildi. Bu kesimdeki ortak ekmek fırını, ambar, avlular ve köy meydanı gibi düzenlemeler devam ederken, geleneksel yaşamı yansıtmak üzere yapıların her birine işlev verilmesi öngörülüyor. Önümüzdeki yıllarda yapılması planlanan canlandırmalar arasında ilk çiftçi köyünü yansıtan kulü­belerin yanı sıra, yine SİT alanı içerisinde kısmen açığa çıkarılan Erken Bizans Döne­mi kalıntılarını destekleyecek bir zeytinyağı işliğinin inşası yer alıyor.

 

Ziyaretçilerin karşılanacağı binada, Ak­topraklık kadar bölge kültür tarihinin anla­tımlarını içeren bilgi panoları ve imitasyon eserlerin yer alacağı sergi salonu, dinlenme yerleri, eser imitasyonlarının yapılabileceği atölye ve bir konferans salonu bulunuyor. Ayrıca projede yaz okulları sırasında öğ­rencilerin konaklayabilecekleri kulübeler ile arkeolojik kazılarda çalışan ve eski evlerini hediye ederek destek veren Eski Kızılelma köylülerinin ürettiklerini satabilecekleri bir satış reyonu da yer alıyor.

Önderliğini İstanbul Üniversitesi’nin yaptığı çalışmaların ana destekçiliğini Bursa Büyükşehir Belediyesi üstleniyor.

 

 

Marmara’nın İlk Çiftçileri

Ulubat Gölü’nün hemen doğusundaki Aktopraklık mevkiinde bulunan Bizans dönemi lahit kapağı soluğu, önce yakındaki Akçalar Beldesi’nin mesire alanında, ardından da sanayi mahallesinde almıştı. Kapağın bulunduğu yer bir süre sonra sanayi bölgesi ilan edildiğinde alan yeniden gündeme geldi. Üstüne üstlük geçtiğimiz aylarda ihale edilen Bursa-İzmir otoyolun tam da buradan geçmesi planlanıyordu. Bölgeye vardığımızda etrafta yükselen fabrikalar, içinde küçük bir meşeliğin de bulunduğu SİT alanını çoktan çevrelemeye başlamıştı. Uzaktan bakıldığında ortada Anadolu’nun birçok yerinden aşina olduğumuz yüksek bir höyük görüntüsü de yoktu, ancak kısa bir yürüyüşten sonra yüzeyden toplanabilen çanak çömlek parçaları, bölgenin yüzeyde mimari kalıntılarına rastlanan Bizans döneminin yanı sıra tarihöncesinde de yerleşildiğini gösteriyordu. Hatta bu parçalar alanın, Neolitik dönemde, günümüzden 8500 yıl kadar önce iskan edildiğini anlamaya yetmişti. Bu keşfin heyecan verici yönü alanın eskiliğinin yanısıra bu dönem hakkında bilgilerimizin oldukça sınırlı olmasıydı. Nitekim Marmara Bölgesi’nde Fikirtepe Kültürü olarak adlandırılan bu dönem yerleşmeleri sadece birkaç yerden biliniyor ve bu çalışmalar eski yıllara dayanıyordu. Son yıllarda İstanbul Yenikapı’daki kazılarda ise benzeri kalıntılara deniz seviyesinin 9 m kadar altında ulaşıldı.

 

İstanbul Üniversitesi, Prehistorya Anabilim Dalı adına 2004 yılında kazılmaya başlanan Aktopraklık Höyük Ulubat Gölü’ne uzanan kurumuş iki dere yatağının çevresinde yer alıyor. MÖ 6400 yılllarına tarihlenen ilk köyün ardından kısa mesafelerde yer değiştiren yerleşimlerin, kimi zaman da aynı yerde üst üste kurulduğu ve kesintisiz olarak yalaşık bin yıl boyunca devam ettiği anlaşılıyor.

 

Aktopraklık’ta ilk köyü kuran insanların, dışarıdan gelen tarım ve hayvancılığa dayalı bir geçim ekonomisini benimseyen yerel toplumlar oluğu düşünülmektedir. Artık sulu aş ile beslenen, tahıl yetiştirip onları öğütme taşları ile ezerek ufalayan bu insanlar için avcılık ve balıkçılık önemini hala korumaktadır. Avlanan hayvanların başında ise geyik gelir. Bu değişimin izleri takip edildiğinde Aktopraklık’taki insanların Anadolu’nun içlerinden gelen çifçilerin etkisiyle yeni yaşam biçimine uyum sağladıkları anlaşılmaktadır. Aslında bu uyum süreci bize bir süre sonra Avrupa’da da ortaya çıkacak ilk çiftçilerin yayılım biçimlerini de anlatmaktadır.

 

İlk çiftçiler çapı 3 metreyi bulan, yuvarlak planlı, tabanları hafif çukurlaştırılmış dal-örgü kulübelerde yaşamaktadır. Kulübeler avluların etrafında kümlenirken her evin içinde standart olarak küçük bir ocak bulunmaktadır. Avlularda günlük işlerin yapıldığı, aletlerin üretildiği işlik alanlarının yanı sıra, çöp çukurlarına da rastlanmaktadır. Bu topluluğun bir diğer özelliği de gömülerini ev tabanlarının altına yapmalarıdır. Ölüler, evin altına cenin pozisyonunda yatırılmakta ve yanlarına pişmiş toprak kaplar gibi hediyeler bırakılmaktadır.

 

MÖ 6. binyılın başlarında yerleşim güneye kayarken Neolitik dönem köyünün bulunduğu kesim mezarlık olarak kullanılır. Bu aynı zamanda ölü gömme adetlerinin de kökten değişitiğinin göstergesidir. Ölüler artık ev tabanlarının altına değil, yerleşme dışına çıkarılarak onlar için ayrılmış özel bir yere gömülüyordu. Bir bakıma ‘ölüler kenti’ olarak adlandırabileceğimiz bu mezarlıkta, ölüler çukurlara yine cenin pozisyonunda yatırılmakta, mezarlara bırakılan hediyeler çeşitlenmekte ve sayıca artmaktadır. Taş boncuklardan oluşan kolye ve bilezik gibi takıları ile birlikte gömülen ölülerin yanlarına tüm kapların yanısıra, taş baltalar ve kemik aletler bırakılıyordu.

 

Gelişkin Köyler

İlk çifçilerin ardından yüz metre kadar güneyde yeniden iskan edilen bölgede, üst üste en az 6 köy kurulur. İlk aşamaları henüz yeterince aydınlatılmamış olan bu kesimde dalörgü inşa geleneği devam etmekle birlikte basit kulübelerin yerini dörtgen planlı masif yapılar alır ve çiftçi yaşam biçimi tümüyle hakim hale gelir. Bu kesimde yerleşmenin en iyi tanımlanabilen katmanları ise MÖ 5600’lü yıllara aittir. Köklü değişimlerin izlendiği bu dönemde değişimin sadece buraya özgü olmadığı oldukça geniş bir coğrayayı etkileyen bir sürecin yaşandığı anlaşılmaktadır.

 

Bu dönemde Aktopraklık’da, şimdilik üç tanesi tespit edilen, hendekler ile çevrili bir yerleşim düzeniyle karşılaşılır.

 

 

Hendeğin çevrelediği alanın içerisinde, hendeğe paralel, bitişik düzende yapılar yer alır. Dörtgen planlı ve yaklaşık 25-30 metrekarelik bir alanı kaplayan bu yapıların herbirinde hendeğe doğru çıkıntı yapan bir niş vardır. Yapıların kerpiçten duvarları her iki yönden de kalker ile sıvanırken yer yer kırmızı renkte kil ile boyanmıştır. Her duvar mekanın içine doğru uzanan payandalar ile desteklenirken bu payandalar çatıyı ya da olası bir ikinci katı taşımanın yanı sıra mekanı da işlevsel alanlara böler. Bu alanlardan birinde zemini yükseltilmiş kubbeli fırın bulunur.

 

Bu veriler MÖ 5600’lü yıllarda Aktopraklık’ta, daha önceki dönemlerden farklı ve tanımlı kurallar çerçevesinde önceden tasarlanmış bir yerleşimin varlığını ortaya koyar. Aynı plan ve yapı içi ögelerinin yanısıra her evin yine kendine ait bir avlusunun bulunması bağımsız bir ev içi ekonomisinin göstergesidir. Yerleşimin merkezine doğru daha büyük, bağımsız fırınlar ise ortak kullanımı akla getirirken ortaklık içeren ekonomik faaliyetler neler olabileceğini de olduğunu yansıtır. Yerleşmenin, açılması büyük çaba gerektiren bir hendek ile çevrelenmesi organize bir işgücünün varlığını kanıtlar. Yaşam alanının bir süre de olsa organik bir şekilde büyümesini engelleyecek olan bu tür bir hendek, toplumun ortak kabulünü ya da bir otoriteyi gerektiren yapılardandır. Hendeğin sürekli sıvanarak yenilenmesi ise söz konusu iradenin devamlığının bir işareti, başarısı olarak algılanmalıdır. Bir alanı hendek ile sınırlamak düşman ya da vahşi hayvanlardan korunmayı da akla getirebileceği gibi; Aktopraklık’ta bir çatışmaya işaret edecek verilere rastlanmaması kadar hendek içine gömülerin yapılması da yerleşmenin farklı amaçlar ile çevrelendiğini düşündürür. Ayrıca yakın mesafelerde olasılıkla aynı döneme ait hendeklerin varlığı, mahalleler şeklinde örgütlenmiş bir yerleşim düzenine işaret eder. Bu mahallelerin oluşturulmasındaki nedenin ekonomik, akrabalık ilişkileri ya da hiyerarşik farklılıklardan mı kaynaklandığı henüz bilinmemektedir. Ayrıca geçtiğimiz yıl açığa çıkarılan merkezdeki yapıların bu düzen içerisinde farklı bir hiyerarşik gruba mı ait oldukları da cevap bekleyen sorular arasındadır. Bu kesimde cevaplanması gereken bir diğer soru ise merkezdeki yapıların çevrelediği küçük bir avluda rastlanan çok sayıda gömütün varlığıdır. Bu alanda birbirine yakın mesafede bir erkek ve bir kadına ait iki yetişkin iskeleti bulunmuştur. Her iki iskeletin de kucağında bir çocuk iskeleti daha vardır. Bunlara birkaç mesafede ise sadece bir çocuğun gömüldüğü üçüncü bir mezara rastlanmıştır. Yetişkinlerin neredeyse oturur pozisyonda oldukları ve ellerinin arkada bitiştirilmiş olmaları alışılageldik bir gömü adetinin ötesinde bir görüntü sunmaktadır. Nitekim bağımsız olarak gömülen çocugun da dizden itibaren ayakları ve elleri vücudunun arkasında birleştirilmiş vaziyette sırtüstü gömüldüğü anlaşılmaktadır. Bu insanların kurban olup olmadıkları, ölüm nedenleri, akrabalık ilişkileri ya da çevrelerindeki yapı, dolayısı ile yerleşme için ne ifade ettikleri antropolojik, DNA analizi gibi bir dizi araştırmadan sonra aydınlatılacak sorular arasındadır.

 

Yerleşme bu dönemin ardından terk edilir ve olasılıkla kısa bir süre boş kaldıktan sonra MÖ 5400’lü yıllarda yeniden iskan edilir. Kullandıkları eşyaları, konutlarıyla farklı bir topluluğun bölgeye geldiği ve bu yeni dönemin sadece Aktopraklık’da değil Trakya ve Marmara Bölgesi’nin yanısıra Balkanlar’da da yaşandığı anlaşılmaktadır. Bu döneme ait kalıntılar sıkça yerleştirilmiş, basit kulüblerden oluşan küçük bir yerleşim görünümündedir.

 

Çiftçi Devrim

Neolitik ya da başka bir ifade ile ilk çiftçi köylerin ortaya çıkışı insanoğlunun birkaç milyon yıl süren avcılık ve toplayıcılığa dayalı yaşam biçiminin tümüyle değişmesi anlamına gelir. Bu değişim sadece beslenme alışkanlıklarında değil, teknoloji, üretim biçimleri ve toplumsal düzen gibi yaşam biçiminin tüm alanlarına yansır ve yarattığı etki nedeni ile bugün bir devrim olarak tanımlanır. Tarihöncesi arkeolojinin güncelliğini yitirmeyen sorularından biri de bu yeni yaşam biçiminin nerede ve nasıl ortaya çıktığı kadar dünyaya nasıl yayıldığıdır. Aktopraklık kuzeybatı Anadolu’da ilk çiftçi yaşamın izlerine rastlanan az sayıdaki buluntu yerlerindendir. Veriler Anadolu’nun iç kesimlerinden gelen tarımcı toplulukların bu bölgede değişime nedne oldukları ve tarıma dayalı, yerleşik bir yaşamın etkin olmasını sağladıkları yönündedir. Bu etki sadece Marmara Bölgesi ile sınırlı kalmamıştır. Nitekim MÖ 7. binyılın ortalarında Avrupa’da halen avcı toplayıcı yaşam biçimi hakimken bir süre sonra Anadolu ve Yakındoğu ile olan etkileşim ile yerleşik çiftçi yaşamı bu coğrafyaya taşımıştır. Bütün bu sürecin kanıtlarını sunan Aktopraklık sonraki dönemlerde de, özellikle Orta Anadolu ile kültürel ilişkiler içerisinde kalmış ve bu kültürün Batı’ya aktarımında önemli bir coğrafi konumda bulunmuştur.

 

İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından finanse edilen Aktopraklık Höyük kazıları ileriki yıllarda Anadolu’nun evrensel kültür tarihine yaptığı katkıları ortaya koymaya aday yerlerden biridir. Kültür Bakanlığı’nın izin ve destekleriyle yürütülen kazı çalışmaları ayrıca Karsan Otomotiv A.Ş. ve MasterShip A.Ş. firmaları tarafından da desteklenmektedir.

 

Doç.Dr.Necmi Karul

İstanbul Üniversitesi Prehsitorya Ana Bilim Dalı’nda lisans ve yüksek lisansını tamamlayan Necmi Karul, DAAD bursu ile doktorasını 2000 yılında Berlin Frei Univerisiat’de tamamladı. Doktorasının ardından Atlas Dergisi arkeoloji editörlüğü yapan Karul, 2002 yılında Prehistrorya Anabilm Dalı’nda asistan olarak göreve başladı.  2006 yılında doçent unvanı aldı. 2005 yılında Harvard Üniversitesi’nde araştırma bursu alan Karul, 2002 yılından itibaren ArkeoAtlas Dergisi’nin, 2009 yılından itibaren de Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi’nin (TÜBA-AR) editörlüğünü sürdürüyor. 2004 yılından bu yana Bursa Aktopraklık Höyük ve 2010 yılında başlayan Siirt Gusir Höyük kazılarının başkanlığını yürüten Karul, 2007 yılından bu yana da Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi’nin başkanı olarak görev yapıyor.

 

 

 

12/02/2011
3855 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler

İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü

34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul

Telefon: 0 (212) 440 00 00 (10054)