İstanbul TTM Tarafından Düzenlenen Girişimcilik Eğitimi Sertifika Töreni Gerçekleşti

İstanbul Üniversitesi Teknoloji Transfer Merkezi (İstanbul TTM) tarafından düzenlenen Girişimcilik Eğitimi Sertifika Töreni, 25 Kasım 2013 tarihinde İÜ İşletme Fakültesi Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.

Girişimcilik Eğitimi Sertifika Töreni iki oturumda yapıldı. Sabah saat 11’de saygı duruşu ve İstiklal marşı ile başlayan birinci oturumun açılış konuşmalarını İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet ve İÜ Üniversite Sanayi İşbirliğinden Sorumlu Rektör Danışmanı Prof. Dr. Muzaffer Yaşar yaptılar.

İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet konuşmasında İstanbul Üniversitesi’nin bilimsel projelere yaptığı katkılarda bahsederek BAP ve İstanbul TTM’nin işlevlerine değindi.

“2023 ve 2071 için stratejik hedef beyan eden, hızla gelişen bir ülkenin, dünyanın bu rekabetçi ortamında ayakta kalacak ve sadece ayakta kalacak değil kendisine ümit bağlayan tüm toplumlara yetecek, yetişecek bir ülkenin vatandaşları olarak bu hedeflere ulaşmak için yapılacak olan çalışmaları bir görev sayıyoruz.

Bu stratejik vizyona, katkı sağlamak bu ülkenin en eski ve en köklü üniversitesi olarak en çok bizim görevimiz diye düşünüyorum. Bu elbette bir kültür değişimini gerektiriyor. Elbette üniversite kavramının dünyada ne yönde geliştiğini üniversite kavramı felsefesi hakkında, dünyada hangi tartışmaların yapıldığını bilmeyi de gerektiriyor. Üniversite kavramının evrimden en az zarar görecek ve temel fonksiyonlarını kaybetmeyecek şekilde, nasıl gelişeceğini karar verecek kişiler arasında sizler de, bizler de varız.  Şunu söylemeye çalışıyorum globalleşmenin etkisinden kaçmak mümkün değil, globalleşmeyi nasıl ki kutsamıyorsak tespitler yapıp gereğini de yapmaya çalışıyoruz. Bundan kaçmak mümkün değil.

Bugüne kadar TTM yoktu. Peki İstanbul Üniversitesi’nde araştırma yok muydu?  Asla böyle bir şey kastetmiyoruz ve düşünmüyoruz. Bugüne Bilimsel Araştırma Projeleri Birimimiz vardı. Sayısız araştırmacıya çok büyük destekler verildi. Her yıl neredeyse 30 milyonun üzerinde bir bütçeyi kendi araştırmacılarımıza sunabiliyoruz. Özellikle iki tıp fakültesi hastanemiz, bize bu imkânı sağlıyor.  Bu imkândan üniversitemizin öğretim üyeleri her zaman çok yararlandı. Ancak kendi içimize kapalı, kendi imkanları ile dönen bir üniversite olduk.  Yani dış formlara çok ihtiyacı olmayan dolayısı ile dış formlar için çok fazla çaba sarf etmeyen bir üniversite görünümündeyiz.

İÜ’nün bütçesinin dış fonlardan karşılanma oranı %1, ODTÜ’nün  %17. Hiç kıskanma huyum yoktur. Çok gıpta ederim. Daha iyi olalım diye çok uğraşıyorum. Asla kıskanmam.  Ben ODTÜ’nün  %30 olmasını çok isterim.  Ama bizde %35 olmalıyız bu şartla.  Sonuç olarak TTM adeta, uluslararası düzlemde globalleşmenin üniversitemize yansımasıdır.  Bugüne kadar BAP vardı artık BAP artı TTMvar. Yani bugüne kadar iç paydaş ağırlıklı bir ilişki düzenimiz oldu.  Bundan sonra artık dış paydaşlarımız ile sıkı bir ilişkimiz olacak.

TÜBİTAK Başkanımıza üniversitemize gösterdiği ilgi ve ülkemiz adına yaptığı çalışmaları için, vizyonu için çok teşekkür ediyorum.”

Açılış konuşmalarının ardından TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak, TÜBİTAK’ın proje destekleri ile ilgili olarak ayrıntılı bir sunum yaptı. (http://www.tubitak.gov.tr/)

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak konuşmasında TÜBİTAK Proje başvuru koşulları, kimlerin başvurabileceği, proje desteklerini ve araştırmacılara maddi katkılarını katılımcılara aktardı. Amerika’daki tecrübelerini de öğretim üyeleri ile paylaşan Prof. Dr. Yücel Altunbaşak, TÜBİTAK’ın yükseköğretim hemen hemen her aşmasında öğretim üyesinden öğrencisine toplumun her kesimine ciddi destek verdiğini anlattı. Proje kabul süreçlerinin oldukça şeffaf bir şekilde yürütüldüğünün altını çizen Prof. Dr. Yücel Altunbaşak, değerlendirmeleri öğretim üyelerinin yaptıklarını ifade etti. Bu süreçlere isteyen öğretim üyeleri de “gözlemci” olarak katılabilmektedirler. (http://www.tubitak.gov.tr/tr/destekler/akademik/ulusal-destek-programlari#destekler_akademik_ana_sayfa_akordiyon-block_1-0)

“Özellikle lisansüstü öğrencilerimizin yurt dışına gitmelerini teşvik ediyoruz. Bu bağlamda aylık bursların yanı sıra kendilerinin ve eşlerinin de yol masraflarını karşılıyoruz. Yurt dışındaki gençlerimizi ülkemize geri döndürmek, tersine beyin göçünü sağlamak için de ciddi desteklerimiz var. Yurt dışından kaliteli yabancı öğrenci çekmek için ayrı destek programları hazırladık. Şu an Amerika’da bile TÜBİTAK’ın verdiği destekler kadar araştırmacılara destek vermiyor.

Bilginin güce dönüşmesi, sanayileşmesi ve topluma ulaşması için şirketlerle ortak projelerin geliştirilmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bize proje başvurusunda bulunan şirketlere proje içinde bir üniversite olma zorunluluğu getirdik.”

İstanbul Üniversitesi’nin TÜBİTAK Projelerine başvuru ve sonuçları hakkında bilgi de veren Prof. Dr. Yücel Altunbaşak, projeler ve süreçleri için maddi eğitim desteği verdiklerini, bu eğitimlerin her üniversitede düzenli olarak gerçekleştirilmesini istediklerini belirtti.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyelerinin sorularını da cevaplayan TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak’a sunum sonrası İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet teşekkür plaketi ve hediye takdim etti.

“İstanbul Üniversitesi Girişimcilik Alanında Çok Büyük Başarılara İmza Atacak.”

Piyano dinletisi ile başlayan törenin ikinci oturumunun açılış konuşmasını İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet yaptı.

İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet konuşmasında aradığımız refaha ulaşmak için işbirliğine ve yerellikten ödün vermeden glabolleşmek gerektiğini ifade etti.

Dünyanın her ülkesinde özellikle gelenekleri güçlü üniversitelerde bizim gibi, çok soruluyor. Üniversiteler nereye gidiyor? Biz şirket mi oluyoruz? Biz niye şirket kuracağız? Ne işimiz var bizim bu işlerle? Biz bilim yapıyoruz.

Hâlbuki şöyle bir geri dönün. Rahmetli Doğramacı dönemini bir hatırlayın. Bizim yaş grubumuz o dönemde olup biteni, o dönemdeki tartışmaları çok net olarak hatırlayacaktır. ‘Bu yayın sevdası nereden çıktı? Neden bize bu kadar baskı yapıyorlar? Bu doçentlikteki bu yayın sayıları, kriterler, gerekçeler, nedir bunlar Allah aşkına?’ diye bir tepkimiz olmuştu. Böyle bir zorlama ile mecburen biraz da, doçent olabilmek için, profesör olabilmek için, yayın yapmaya başladık. Sonra kantititenin önemli olmadığı, ya da en az kantitite kadar, kaliteli yayının önemli olduğunu anladık.

Biz şuna alışkındık; sayımız kabarık, güçlü bir üniversiteyiz, İstanbul cazip bir şehir, bu üniversitede çok değerli bir hoca kaynağı var. Dolayısıyla bizim sayımız hep yüksekti. Ama şimdi bir de atıf sayıları, kişi başına düşen yayın sayıları falan girince, doğrusu üniversite olarak biraz sarsıldık. Türkiye’de bu tartışmalar devam ederken, bir değişim dönüşümün dünyada başladığını hepimiz fark ettik. Bu globalleşmedir. Globalleşme dört dörtlük çok hoş bir şey mi? Kutsamalı mıyız? Hayır. Yerel değerlerimizi asla terk etmemeliyiz. Zaten siz terk ederseniz size kimse saygı duymaz. Ama globalleşmeden de kaçamayız. Böyle bir şey mümkün değil. Üstelik globalleşme bizim yetişme tarzımıza çok ters bir takım şeyler de öneriyor. Bir kere proje bazlı çalışacaksınız. Ekip çalışması yapacaksınız. Az çatışacaksınız. Çatışmayan akademisyen mi olur? Ve birlikte çalışarak, ortak akılla bir şeyler üreteceksiniz. Üstelik sadece üniversite içerisinde çatışmadan bu işleri yapmayacaksınız başka üniversiteler ile dünyanın değişik net worklerine giderek bunları yapacaksınız. Daha da beteri var. Siyaset kurumu ile iş yapmanız lazım. Yerel yönetimlerle iş yapmanız lazım.

‘Aradığımız Refahı Yakalamak İçin İşbirliği Şart’

Arkadaşlar bir sihirli kelime var. Sizi bıktırana kadar tekrarlayacağım: Bu ‘işbirliği’. Artık dünyada ayakta kalmak için, işbirliği yapmanız gerekiyor. Farklılıkları, tanımanız, benimsemeniz gerekiyor. Farklılıklardan zenginlikleri aktarmanız, almanız ve bunu ürüne dönüştürmeniz gerekiyor. Hepimiz refah toplumu istiyoruz. Hepimiz refahımızın artmasını istiyoruz. Bunu hem kendi şahıslarımız, ailelerimiz için, hem ülkemiz için istiyoruz. Bunu biz yayın yaparak sağlayamayız. Biz bunu ancak teknoloji üreterek, yenilik üreterek ve hepsinden önemlisi kabiliyetleri, yetenekleri, bulup çıkartıp, destekleyerek ancak buraya ulaşabiliriz. Refaha ulaşmamızın başka bir yolu yok arkadaşlar. Bunun için de üniversitemizin ve üniversitelerin sahip oldukları bilgiyi toplumun emrine vermeleri gerekiyor. Bunu isteyerek, bilerek yapmaları gerekiyor. Yerel yönetimlerle iç içe çalışmaları gerekiyor. Merkezi yönetimlerle artık bu mahcup ilişkinin bitmesi, ülkemiz için birlikte üretmek gerekiyor.

Birbirimizden öğreneceğiz. Siyaset kurumu, ben bakıyorum, onlar bir üslup tutturmada zorlanıyorlar. Çünkü üniversite yaklaştırmak istemiyor kendisini. Üniversite siyaset kurumuna giderken sıkıntılı gidiyor. Bunları aşmak zorundayız. Ülkemiz adına aşmak zorundayız. Sadece ülkemiz için değil. Gözünü bu ülkeye dikmiş, bizden yardım bekleyen en azından komşularımız için, geçmişimiz için ama her şeyden önemlisi geleceğimiz için bunu yapmak zorundayız.

‘TTM Yerelleşmeden Globalleşmeye Adımdır.’

TTM yerelleşmeden globalleşmeye adımdır. BAP vardı, güçlüydü. O yüzden bizde araştırmaları çok güçlü destekledi. Ama biz dışa açılamadık çünkü kendi içimizde hallettik. Otuz milyon yılda bütçemiz vardı. Biz oraya sırtımızı dayadık, TÜBİTAK’a Avrupa Birliği projelerine, diğer bütün projelere doğrusu gayretle yaklaşmadık. Bu dönem bitti arkadaşlar. Artık BAP artı TTM var. Şimdi Teknoloji Transfer Merkezimizle bütünleşmek zorundayız. İş birliklerimizi güçlendirmek zorundayız. Girişimci ruhu bizim yaş grubumuz da dahil ama en çok da öğrencilerimize vermek, aktarmak, desteklemek cesaretlendirmek durumundayız. Bunu yapmak hepimizin görevi. Bu toplantılarda konuşulanların, bu toplantılarda asla kalmaması lazım. Hepiniz gittiğinizde bölümlerinizde, fakültelerinizde bunları aktarmakla görevlisiniz değerli arkadaşlar.

Amacımız yerel değerleri koruyan dünya insanı yetiştirmek ve ülkemizin dünyanın rekabet ortamında üst sıralarda yer alabilmesi için üniversite olarak ağırlığımızı koymak. Ve bunların temel bir  amacı var: İnsana hizmet. Çünkü bütün bu yeni teknolojiler güzel binalar, hepsi bir yere kadardır. Asıl olan insandır. Bunu insanımızın refahı için yapmak zorundayız. Bu nedenle Girişimcilik Eğitimlerini hızla başlattık.

Bu nedenle Avrupa Birliği projeleri için neredeyse sayısız diyebileceği şu an kurs ve sertifika programı yapıyoruz. Diğer fonlardan yararlanmanız için destek olduğumuzu benim rektör olarak bütün yönetimdeki arkadaşlarımın da görevleri doğrultusunda her türlü taleplerinize, sizlerin her projenizi takip ve destek konusunda arzulu olduğumuzu da tekrar sayın Bakanımın ve sayın Başkanımın huzurunda bir kez daha ifade etmek istiyorum. Katılımları için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Ve girişimcilik kursunda ki sertifika alan hocalarımızı da bir kez daha yürekten tebrik ediyorum. Saygılar sunuyorum.

KOSGEB Başkanı Mustafa Kaplan’ın ardından TC Bilim,  Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün konuşmasını yaptı.

TC Bilim,  Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, konuşmasında girişimciliğin önemine değindi, yapılan çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

“Türkiye uzun yıllar boyunca ekonomik, siyasi ve sosyal krizlere maruz kaldı. Bir türlü arzu ettiği istikrar ortamını oluşturamamıştı. Bu nedenle reel sektör kendisinden beklenen güç, enerji ve dinamizmi de arzu edilen şekilde hayata geçiremedi. İnsanlar ülkenin zaten yeterince risklerle dolu olduğu bu ortamda kendilerinin de daha fazla risk istemediği söyleyip iş kurmadılar. Nüfusumuza göre yeterince yatırımcı, müteşebbis çıkmadı. Türkiye’nin yakaladığı istikrar ortamı bireysel teşebbüslerin önünü açtı. Ülkemizde girişimcilik kültürü oluşmaya başlıyor.

Günümüz dünyasında devletin bireylerin hayatından her geçen gün daha fazla çekilmektedir. Devlet asli görevine dönmektedir. Türkiye’deki tartışmaları bir kenara koyun gerçek hayatın istikameti devletin hayatlarımızdan çekilmesi, kişilerin alanının daha da genişlemesi yönünde.

Bireysel teşebbüsün alanı daha da genişleyecek. Başka bir istikamete gidemeyiz. Devlet büyüdükçe herkes devletlû olmak istiyordu, devlet asli alanlarına  döndükçe devletlu olmak isteyenler azalacak. İnsanlar daha çok şirketlerde çalışmaya başlayacaklar.

Gençlerimize sesleniyorum. Yeter ki bir hayalleri olsun, projeleri olsun. Çünkü biz artık Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak Allah’a şükür artık kaynaklarımız bol. Para sıkıntısı çekmiyoruz. Mesele para değil proje. Hedefi 12′den vurmak kaydıyla her türlü projeye açığız.

İstanbul Üniversitesi’nin 120 bin öğrencisiyle girişimcilik alanında çok büyük başarılara imza atacağına inanıyorum. İstanbul Üniversitemiz bu tarihi birikimiyle, bu güçlü kadrosuyla, alt yapısıyla, öğrenci potansiyeliyle güçlü kadrosuyla çok hızlı bir şekilde Teknopark, Teknoloji Transfer Ofisi, girişimcilik gibi konuları da önemseyen bu yaklaşımıyla ben inanıyorum ki üst sıralardaki yerini alacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Şu anda 80 üniversitede 400′den fazla bölümde uygulamalı girişimcilik dersleri veriliyor. Bu sayı da hızla artacak.

Bu yıl 1.800′e yakın arkadaş Teknogirişimci Sermaye Desteği için proje sundu. Bu 1.800 arkadaştan 550 arkadaşın projelerini destekliyoruz. 100 bin lira hibeyle şirketlerini kurup teknoparklarda veya başka yerlerde bu destekleri alacaklar. Eğer daha fazla proje çıkarsa onu da karşılayacak kaynak oluşturma çalışmalarımız sürüyor.”

Konuşmasının ardından TC Bilim,  Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’e, İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet plaket takdim ettiler.

Toplu fotoğraf çekimlerinin Girişimcilik Eğitimi Sertifikaları ilgili fakülte dekanları tarafından öğretim üyelerine verildi.

11/26/2013
1558 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler

İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü

34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul

Telefon: 0 (212) 440 00 00 (10054)