İstanbul Üniversitesi 2013-2014 Akademik Yılı Açılış Töreni Gerçekleştirildi

İstanbul Üniversitesi 2013-2014 Akademik Yılı Açılış Töreni, İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet’in İstanbul Üniversitesi adına Atatürk ve Gençlik Anıtı’na çelenk koyması, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile 8 Ekim 2013 tarihinde başladı.

Prof. Dr. Yunus SÖYLET’in 2013-2014 Akademik Yılı Açılış Töreni Açılış Konuşması

2013-2014 Akademik yılının ikinci töreni İÜ Ord. Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda yapıldı. Kürsüye ilk olarak İstanbul Üniversitesi öğrencileri temsilen İktisat Fakültesi Öğrencisi ve Öğrenci Konseyi Başkanı Mustafa Ersen Ergun çıktı.

Öğrenci Konseyi Başkanı Mustafa Ersen Ergun’un ardından İstanbul Üniversitesi Araştırma Görevlilerini temsilen Eczacılık Fakültesi Araş. Gör. Burcu Mesut konuştu.

İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet açılış konuşmasında “Sorumluyuz Hepimiz” sloganı başlığı altında sosyal sorumluluk üzerinde durdu.  İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, sosyal sorumluluğun öneminden bahsederek, üniversitelerin bu bağlamda yapabilecekleri katkılara değindi.

“Yaptığı çalışmalarla her yıl dünyanın ilk 500 üniversitesi listesine girmeyi başaran, Türkiye’nin en çok bilimsel yayınını üreten, bir dünya üniversitesinin rektörü olarak sizlere bu salonda beşinci kez hitap etmekten büyük onur duyuyorum.

Her yıl, açılış törenimiz için ana bir tema belirleyerek toplumun dikkatini, önemli gördüğümüz bu konuya çekiyoruz. Geçtiğimiz yıl sloganımız “Dünya Mirasını Koruyan, Geleceği Tasarlayan Üniversite” idi. Bir önceki yıl spor alanına odaklanmış ve “İyi Eğitim, Centilmen Mücadele” demiştik. Bu yıl ise açılışımızı, üniversitelerin ne kadar önemli işlevlere sahip olduklarını bir kez daha hatırlatacak olan “Sorumluyuz Hepimiz” sloganıyla yapıyoruz. Çünkü üniversitelerin, bilimsel üretim, eğitim, toplum hizmeti ve gerçeği araştırmak işlevlerinin ötesinde sorumluluklar taşıdıklarına inanıyoruz.

Üniversitelerin sosyal sorumluluğu ne demektir?

Üniversite ve sosyal sorumluluk deyince, üniversitede en üst yöneticiden itibaren bu kavramı bir kurum kültürü hâline dönüştürmek, bu kurum kültürünü önce üniversitenin öğrenci, akademisyen ve çalışan gibi tüm iç paydaşlarına, sonra da yerel yönetim, içinde yaşanılan şehir gibi tüm dış paydaşlarına dalga dalga yaymak, bu sayede kültürlerin buluşmasını sağlamak gerekiyor.

Nasıl yapacağız?

Üniversitenin:

– Üniversite stratejik planını ve organizasyonel yapısını sürdürülebilir sosyal sorumluluk anlayışına uygun olarak yeniden yapılandırması,

– Temel fonksiyonların her birini toplumsal yararlar uğruna önceden planlaması,

– Yerleşke hayatında sosyal sorumluluğu sürekli hissedilir hâle getirmesi,

– Üniversite içinde ve dışındaki çeşitli toplumsal grupların iyilik ve refahı için gönüllü olarak çalışması,

– Yüksek duvarların arkasından çıkıp toplumla iç içe olması,

– Temel görevlerinin ötesinde toplumun gelişmesine yardımcı olacak prensip ve değerler geliştirmesi gerekiyor. 

Hangi prensip ve değerler?

Bunlardan hangisini birinci sıraya koyayım diye çok düşündüm. Sonuçta “empatiyi” birinci sıraya yerleştirmeyi uygun buldum. Diğer bir ifadeyle “diğerkâmlık”. Bu, zaten duvarların arkasından çıkmayı gerektiriyor. Öğrencilerimizin bizden alması gereken diğer önemli prensip ve değerlerin arasında “dürüstlük ve eşitlik” talepleri geliyor. Bunların dışında “çevre bilinci”, “sürdürülebilir kalkınma”, “kültürel zenginlik”, “güçlü sivil toplum ve insan hakları”, “şeffaflık ve hesap verebilirlik” yer alıyor.

Üniversitenin sosyal sorumluluğu hissetmesi ve bu çalışmaları yürütmesi niçin önemli?

Üniversite, sosyal odaklı ve uzun vadeli yani sürdürülebilir düşünmelidir. Günümüzde çok uluslu ve saygın olmayı hedeflemiş özel şirketlerin hepsi sosyal sorumluluğa çok önem veriyorlar. Çok iyi hazırlanmış projelerle toplumla bütünleşmeye çalışıyorlar. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki sosyal sorumluluk çalışmalarına ağırlık veren büyük şirketlerin kârı da artıyor. Biz üniversiteler ise çok daha fazla sosyal odaklı ve uzun vadeli düşünmek zorundayız.

Bu projelerden bazılarını hatırlayalım:

Yemekhanelerimizdeki yemek artıklarını hayvan barınaklarına göndermemiz; yerleşkelerimize kedi ve kuş evleri koydurmamız; tüm Türkiye’ye örnek olan Çocuk Üniversitesi projemiz; Tıp Fakültelerimizdeki intern öğrencilerimizin sağlık taramaları gerçekleştirmeleri; öğrenci kulüplerimizin, hastanelerimizde yatan kanser hastası çocuklarımızın eğitiminde görev almaları; üniversitemizin koleksiyonlarının müzeleştirilmesi çalışmaları; başta Süleymaniye bölgesindeki tarihî evler olmak üzere, üniversitemize emanet edilmiş dünya mirası olan binaların restore edilerek yeniden kullanılır hâle getirilmesi; Değişim Liderleri Zirvesi’nin gerçekleştirilmesi; Berlin’de yaşayan işsiz Türk gençlerine eğitim olanakları sağlayacak olan Berlin-İST Projesi; Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulumuzun “Obezite ile Mücadele Projesi”; Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığımızın “Kadın Kütüphanesi ve Kültür Evi” ile “Sanal Kütüphane” projeleri; Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığımız ile Engelliler Uygulama ve Araştırma Merkezimizin birlikte gerçekleştirdikleri “Engelsiz Kütüphane Projesi”; Orman Fakültemizin “Atık Kâğıdın Geri Dönüşümü” ile “Kalemimi Ver, Geleceğimi Yazayım” projeleri; Fen Fakültemizin “Ulusal Biyobanka Projesi”; İstanbul Tıp Fakültemizin “E-Atık Projesi”; Florence Nightingale Hemşirelik Fakültemizin “Enerji, Çevre Duyarlılığı ve Hidroelektrik Santralleri Projesi”; Van Depremi gerçekleşir gerçekleşmez İSÜDAK, Basın Halkla İlişkiler Müdürlüğümüz ve öğrencilerimizin birlikte gerçekleştirdikleri “İstanbul Üniversitesi Van İçin Tek Yürek” kampanyaları; Edebiyat Fakültemizdeki arkeolog akademisyenlerimizin kazı bölgelerinde sadece kazı çalışması yapmakla yetinmeyip açık hava müzeleri kurmaları, yerel topluma yönelik verdikleri eğitimler ve bölgeyi kalkındırma çabaları.

Elbette ki sosyal sorumluluk çalışmalarımız sadece ülkemizle sınırlı değil. Şahsen ben ve Cerrahpaşa Tıp Fakültemizdeki bazı öğretim üyelerimiz, birlikte, Kenya’nın başkenti Mombasa’da çeşitli ameliyatlar ve sağlık taramaları gerçekleştirdik. Yine Diş Hekimliği ve İstanbul Tıp Fakültelerimizin öğretim üyeleri ile birlikte Mombasa’da Diş Ünitesi kurduk.

Bildiğiniz gibi iki yıl önce, müfredatımıza seçmeli olarak “Sosyal Sorumluluk Dersi”nin eklenmesini gündeme getirdik. Bu ders, bazı eğitim programlarımızın müfredatlarına eklendi. Geçtiğimiz yıl da “İstanbul Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Merkezi”ni kurduk. Bunları çok önemsiyorum; çünkü sosyal sorumluluk çalışmalarını yapmaktan çok daha önemlisi, bu çalışmaları sistemli bir biçimde yapmak ve projelerin sürekliliğini sağlamaktır.

Öğrencilerimiz hem meslek hem dünya insanı olmalı

Hedefimiz, İstanbul Üniversitesi’ni kazanan her öğrencinin, bir sosyal sorumluluk projesinde aktif görev almış olarak mezun olması. Çünkü öğrencilerimizin sadece “Meslek İnsanı” olmasını değil aynı zamanda “Dünya İnsanı” olmasını istiyoruz.

Genç nesiller, hem dünyayı sorgulamalı hem de sorguladıkları dünyanın bilinçli vatandaşları olarak “öteki”ni anlayabilen ve dolayısıyla dünya barışına hizmet eden bireyler olmalıdırlar. Vicdanı olmayan bir kalkınmanın ve insanı merkeze almayan teknolojinin, dünyaya gerçek refahı getiremeyeceğini anlamamız gerekiyor. Biz istiyoruz ki öğrencilerimiz, İstanbul Üniversitesi’ne derse gelirken geçtikleri yollarda, otobüste, metroda ya da asansörde karşılaştıkları yaşlılara, engellilere, çocuklara, hamilelere, sokaklarda yaşayan hayvanlara, yol kenarlarındaki ağaçlara, çiçeklere, gökyüzüne farklı bir gözle baksınlar. Sorunları, sorunların arkasındaki nedenleri görmeye başlasınlar, yeni çözümleri kendileri üretsinler, çözüm önerilerini projelendirsinler, bizlerle paylaşsınlar, hayata geçirsinler ya da uygulamaya geçirilmiş olan projelere katılsınlar. Yaşlı bir kişiye ilaçlarını veren, kimsesiz bir çocuğun derslerine yardım eden, üniversitemizde yeni açtığımız Engelsiz Bilgi Merkezi’ne giderek görme engellilerin yararlanabilmeleri için kitap seslendiren, yaralı bir hayvanı veteriner hekime götüren, bir ağaç diken ve yıllar geçtikçe o ağacın nasıl büyük bir emekle büyüdüğünü gören bir öğrencimizin, gelecekte profesyonel hayata atıldığında, mesleğini çok daha büyük bir sorumluluk duygusuyla yerine getireceğine, çok daha iyi bir mühendis, hekim, eczacı, avukat; arkadaş, dost, anne, baba ve evlat olacağına inanıyorum.

Bilimsel üretim ve girişimcilik

İçinde yaşadığımız bilgi ve iletişim çağında, bilginin ülkelerin en değerli varlığı olduğu günümüzde, araştırma kapasitesini arttırmak, tarihte hiç olmadığı kadar önem kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde de bu yönde olumlu adımlar attık. Ama toplumun bizden beklediği çok önemli başka adımlar da var. Toplum, bütün bu akademik faaliyetlerin sonuçlarını hissetmek istiyor. Şunu da biliyoruz ki topluma ne kadar dokunursanız, yaptığınız araştırmaların sonuçlarından toplum ne kadar faydalanırsa, size o kadar çok saygı duyulur. Üniversite olarak alacağınız bütçe de artar.. Üstelik bu zincir, gelecekte çok daha önemli hâle gelecektir.

Ne yapalım?

Temel bilimsiz üniversite olmaz, temel bilimsiz bilim olmaz. Biz bunun farkındayız; ama temel bilimleri desteklemeye devam edebilmek için yeni bir yaklaşımı da üniversitemize yerleştirmek zorundayız. Bunun için “İstanbul Üniversitesi Teknopark”ı ve “İstanbul Üniversitesi Teknoloji Transfer Merkezi”ni kurduk, girişimcilik derslerini başlattık. Bunun için inovasyon, araştırma ve eğitim üçlüsünü çok önemsiyoruz. Patent alan üretimleri her geçen gün daha fazla destekliyoruz.

Üniversite olarak sanayi ile sıkı bir iş birliği içerisinde olmalıyız. Çünkü üniversite ile sanayinin iş birliği olmadan, teknolojinin doğması mümkün değil. Sanayi bir kenarda, üniversite diğer kenarda durursa teknoloji ortaya çıkamaz. Bildiğiniz gibi girişimcilik için yenilikçi bir fikre sahip olmak, sermayeye sahip olmaktan çok daha önemlidir. Yani öğrencilerimizi iyi yetiştirirsek, doğru yönlendirirsek, içlerindeki yaratıcılığı ortaya çıkarmalarına yardım edersek ve cesaretlendirirsek, çok önemli bir işlevi yerine getirebiliriz. Örneğin öğrencilerimizin Sanayi Odaklı Lisans Bitirme Projeleri üretmelerini sağlayabilir, Girişimcilik ve Yenilikçilik Yarışmaları’na katılmalarına daha fazla destek olabiliriz.

Girişimcilik Dersi

Üniversiteler ülkenin ekonomisine ağırlığını koymazsa gelişmiş bir ülke hâline gelinemiyor. Bu nedenle girişimcilikle ve yetkinlikle ilgili bir sertifika programını TÜSSİDE ile ortak olarak devreye soktuk. Öğrenciler için de bu sene “Uygulamalı Girişimcilik” dersini başlattık. Uygulamalı Girişimcilik” dersi, kendi işini kurmak isteyen öğrencilerin, girişimcilik için sahip olmaları gereken kişisel özelliklerini ortaya koymalarını, gerekli bilgi ve beceriyi kazanmalarını, bu yetkinlikleri elde etmelerini amaçlıyor. Tüm fakültelerde açılan bu dersi başarıyla tamamlayan öğrenciler, İstanbul Üniversitesi ve KOSGEB onaylı   “Girişimcilik Sertifikası” alıyor ve birçok olanaktan yararlanma fırsatını yakalıyorlar. Bu sertifika ile KOSGEB’den karşılıksız hibe ve % 0 faizle kredi alabiliyorlar. Sonrasında ise şirket kuran girişimciler, TÜBİTAK desteklerinden yararlanabiliyorlar. Tüm bu olanakları öğrencilerimize sağlayan girişimcilik dersinin hakkıyla verilmesi için lütfen gayretlerinizi esirgemeyin. Bu dersleri ülkemiz için çok önemsiyorum. Çünkü gençlerimiz, mezuniyet sonrasında çok ciddi bir rekabet ortamına giriyorlar ve girişimcilik olmadan, günümüz rekabet ortamında yaşamak mümkün değil.

Ayrıca belirtmeliyim ki topluma dokunan araştırma, mutlaka para eden araştırma değildir. Topluma dokunan araştırmaların bir kısmı da toplumun sosyal problemlerine çözüm üreten çalışmalardır. Toplumun her türlü probleminin çözümü için araştırma kapasitemizi devreye sokmamız lazım. Bunu çok önemsediğimiz için sosyal bilimler alanındaki araştırmacılara pozitif ayrımcılık yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Yeter ki onlar toplumun sorunlarına çare olacak, merkezi ve yerel yönetimlerin önünü açacak, fikirlerine fikir katacak araştırmalar yapsınlar. Sizlerden bu yönde öneri ve gayret beklemeye devam edeceğim.

Üniversite nasıl bilgi üretir?

“Akademik özgürlüğü”, bilim insanlarının tek başlarına veya bir araya gelerek, bilgiyi araştırma, tartışma, belgeleme, yayımlama, öğretme ve topluma anlatmalarındaki özgürlükleri olarak algılıyorum. Üniversite, bilgilerin, düşüncelerin ve kuramların geliştirilmesine kaynaklık eden düşünce özgürlüğünü cesaretlendirir. Özgür üniversite, özgür bireylerden oluşur.

Biz de İstanbul Üniversitesi olarak, ülkemizin en köklü ve beklentinin en yüksek olduğu üniversitesi olarak, toplumun bu beklentilerini irdelemek ve “Ne Yapabiliriz?” sorusunun cevabını birlikte bulmak zorundayız.

Üniversiteler akademik özgürlüğe sahip olmalıdır. Üniversiteler şeffaf ve topluma hesap verebilir olmalıdır. Üniversiteler toplumun her konudaki sıkıntılarının paydaşı ve toplumun önünü açan öncü kurumlar olmalıdır. Toplumla iç içe, yüksek duvarların arkasına gizlenmeyen, açık ve toplumla bütünleşmiş kurumlar olmalıdır. Toplumla bütünleşmek demek, toplumun her kesimi ile barışık, onlarla ilişki içinde olan kurum olmak demektir. Şu anda İstanbul Üniversitesi böyle bir kurum. Ben, İstanbul Üniversitesi Rektörü olarak beş yıldır bunu sağladığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Fiziksel altyapımızı güçlendiriyoruz

İstanbul Üniversitesi tarihî bir kurum ve bunun da etkisiyle çok sayıda eski, hatta deprem güvenliği açısından riskli binaya sahip. Üstelik sahip olduğumuz mekânlardan bazılarının tapusu ve ruhsatı yok. Son beş yıldır birçok kurumla yakın diyalog ve iş birliği içinde, sıkı bir çalışma yaparak, bizim olduğu halde kâğıt üzerinde bize ait olmayan yüzlerce mekânımıza tapu aldık. Bu projelerden en büyüğü, aynı zamanda Türkiye’nin de en büyük projelerinden birisi olan “Çapa ve Cerrahpaşa Yerleşkelerimizin Yerinde Yeniden Yenilenmesi”. İki tane “Dünya Hastanesi” ve “Dünya Sağlık Yerleşkesi” yapmaya çalışıyoruz. Bu projelerin hayata geçirilmesi ve tamamlanması gibi bir misyonum olduğunu düşünüyorum. Hekimlerin, hastaların, hasta yakınlarının, öğrencilerin ve çalışanların rahat edebilecekleri, modern ve depreme dayanıklı binalar yapmayı hedefliyoruz.

Çapa ve Cerrahpaşa Projesi hazırlanırken bilimsel bir çalışma yaptık. Danışmanlık hizmeti alarak ve dünyadaki başarılı örnekleri de inceleyerek, hem bugünün hem de geleceğin tıp fakültesi hastanesi nasıl olmalı sorusuna yanıt aradık. İstanbul’u, Türkiye’yi, İstanbul Üniversitesi’nin marka değerini, Cerrahpaşa ve Çapa çevresindeki mikro ekonomik hareketlerin ulaşım imkânlarını, denize olan yakınlığını, afet durumunda ortaya çıkabilecek riskleri de dikkate alarak projeleri hazırladık. Bu konuda devlet kurumlarımızla çok sayıda görüşme yaptık. Onlar da yerinde yeniden yapılanma konusunda ikna oldular. Başbakanımız da projenin TOKİ ile yapılması konusunda talimat verdi. Ardından hemen çalışmalara başladık. Şu anda da bu çalışmalar hızla devam ediyor. Bu vesile ile Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar’a, projemize verdikleri destekten ötürü bir kez daha teşekkür ederim.

Avcılar Yerleşkemiz Öğrenci Kenti olacak

Benzer şekilde Avcılar Yerleşkemiz için de çok büyük bir yeniden yapılanma sürecini başlattık. Gönül rahatlığıyla artık Avcılar Yerleşkemizin tapusu İstanbul Üniversitesi’ne ait diyebiliyoruz. Bunu diyebilmek için 5 yıl boyunca çok çalıştık, çok emek verdik. Mastır Plan da bitmek üzere. Mastır Plan içinde öğretim üyelerimiz, çalışanlarımız ve öğrencilerimiz için derslikler, laboratuvarlar, merkez kütüphane, 2 bin kişi kapasiteli yurtlar, spor alanları, modern kafeteryalar, kreş, kültür merkezi, sinema salonu ve amfitiyatro gibi çok önemli mekânlar yer alıyor. Hedefimiz, Avcılar Yerleşkemizi 24 saat yaşayan küçük bir “Öğrenci Kenti” hâline getirmek. İstiyoruz ki hem öğrencilerimiz hem de tüm mensuplarımız, 24 saat boyunca istedikleri zaman kütüphaneden yararlanabilsin, kültür-sanat aktivitelerine katılabilsin ve spor yapabilsinler.

2016 yılı sonuna kadar ayrıca;

– Adalet MYO,
–  İktisat Fakültesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü,
– Biyoloji ve Genetik binaları,
– Hasan Ali Yücel E.F. Ek Bina I ve II,
– Eczacılık Fakültesi B ve C Blok,
– Sosyal Bilimler M.Y.O. A ve B Blok,
–  İçinde Yabancı Diller Y.O. ve Deniz Bilimleri Enstitüsü, kapalı spor salonu, yüzme havuzu, misafirhane ve 2 kreşin de yer aldığı Vefa Yerleşkesi Binaları,
– Merkez Kütüphane,
– Beyazıt Merkez Yerleşkesi Yemekhanesi,
– Kafeterya ile Mevcut Yapı İşleri Binası,

tümüyle yeniden yapılacak. Diğer taraftan tarihî binalarımızın hepsi için restorasyon çalışması başlattık. Restorasyonları ya bitti ya yapılıyor ya da başlamak üzere. Beyazıt Yerleşkesi’ndeki tarihî Rektörlük Binamızın restorasyonu devam ediyor. İl Özel İdaresi bütçesiyle gerçekleştirilen restorasyon çerçevesinde ayrıca olası depreme karşı güçlendirme de yapılıyor. Proje çalışmaları tamamlanmış, öncelikli olarak restore etmeyi planladığımız diğer yapılarımız ise şunlar:

– Siyasal Bilgiler Fakültesi,
– İktisat Fakültesi,
– Hukuk Fakültesi,
– Fen ve Edebiyat Fakültesi,
– Su Ürünleri Fakültesi,
– Kuyucu Murat Paşa Medresesi.

Yapmakta olduğumuz projelerin yanı sıra bir de ürettiğimiz projeler var. Fiziksel mekânlarımızın yenilenebilmesi için daha 10 yıl devam edebilecek projeler ürettik. Bu neden önemli? Çünkü yapılan restorasyonlar veya yeni bina inşaatları, buz dağının sadece görünen kısmı.

Devlet tarafından proje üreten bir üniversite olarak algılandığımız için yatırım bütçemiz yaklaşık 11 kat arttı. Bunların dışında da İl Özel İdaresi’nden İstanbul Üniversitesi için aldığımız kaynak 20 milyon TL’yi buldu. Tüm bu yatırımlar, öğrencilerimiz için daha modern dersliklere; uluslararası yayınlara dönüşecek araştırmalar için laboratuvarlara; öğrencilerimiz, öğretim üyelerimiz ve çalışanlarımızın kullandıkları yaşam alanlarına yapıldı.

Önemli projelerimizden birisi de Tarihî Yarımada’da bulunan Fatih’ten Süleymaniye’ye kadar olan bölgenin üniversite alanı olarak kabul edilmesi. Bu alanda yer alan 8 üniversite ile birlikte bu projeyi gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Tıpkı Oxford ve Cambridge gibi buranın bir “Üniversite Semti” olmasını amaçlıyoruz. 560 yaşında en köklü üniversite olarak bu projenin öncülüğünü biz yapıyoruz. Bu projeyi 1-2 yıl içinde geliştirmek ve yerel yönetimin sahiplenmesini sağlamak mümkün olacak diye düşünüyorum.

Bilgi Yönetim Sistemleri’ni çok aktif şekilde kullanmaya başladık. Giderek de daha fazla kullanacağız. Yakında e-imza uygulamasını başlatıyoruz. Kurumsal otomasyon projemizle İstanbul Üniversitesi’nin bütün birimleri birbiriyle entegre olacak. İstiyoruz ki kâğıt üniversitesi değil, bilişim üniversitesi olalım ve üniversitenin bütün idari süreçlerini daha şeffaf ve hızlı hâle getirelim.

Hep birlikte ortaya koyduğumuz diğer başarılar arasında bilimsel yayın sayımızın yaklaşık % 20, bu yayınlara yapılan atıfların da yaklaşık %19 artmış olması ve dünya üniversiteleri sıralamalarında ön sıralarda yer almamız da var.

Eğitim teknolojilerine de büyük yatırımlar yaptık. Hedefimiz dünyanın dört bir yanındaki öğrencilerin ve akademisyenlerin eğitimlerimize kolayca katılabildiği bir altyapıyı kurmak. İstanbul Üniversitesi’nin bir dünya üniversitesi olarak, bir dünya üniversitesi öğrencilerine ne imkânlar sağlanıyorsa onları sağlamak hedefiyle çalışıyoruz. Sözlerimi her açılış konuşmamda olduğu gibi Yunus Emre’den dizelerle bitiriyorum.”

2013-2014 Akademik Yılı Açılış Töreni, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan Combo Orkestrası ve Fatih Erkoç’un verdiği müzik ziyafeti ile son buldu.

İÜ BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ

Genel Yönetim ve Görsel Dizayn: Doç. Dr. Ergün Yolcu

Koordinatör: Öğr. Gör. Esma Sancar

Teknik Sorumlu: Öğr.Gör. Süleyman Türkoğlu

Program Sorumlusu: Araş. Gör. Dr. Mesut Aytekin

Görsel Sorumlu: Araş. Gör. Dr. Ümit Sarı

 

2013-2014 Akademik Yılı Çelenk Koyma Töreni

2013-2014 Akademik Yılı Açılış Töreni

10/10/2013
1872 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler

İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü

34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul

Telefon: 0 (212) 440 00 00 (10054)