İstanbul Üniversitesi Türkiye’nin İlk Osteoarkeoloji Müzesi’ni Kurdu

Röportaj: Araş. Gör. Dr. Mesut AYTEKİN, Büşra YALÇIN

Fotoğraf: Başar UZUN

İstanbul Üniversitesi Marmaray ve Yenikapı kazılarının farklı alanlarında bilimsel çalışmalarda ve araştırmalarda bulunuyor. Dünyanın ilgi odağı haline gelen bu kazılar sayesinde İstanbul’un tarihi hakkında önemli verilere ulaşıldı. Roma, Bizans ve Osmanlı döneminin sosyal, kültürel ve ticari hayatı ile ilgili bilinmeyen birçok şey ortaya çıkarıldı.

İÜ Veterinerlik Fakültesi de bu süreçte etkin rol oynadı. Kazılardan çıkartılan kemikler, Prof. Dr. Vedat onar başkanlığında detaylı olarak incelendi. 60.000 kemik üzerinde yapılan çalışmalar halen devam etmekte.

Çalışmalar sonunda elde edilen veriler bilimsel yayın olarak kamuoyuyla paylaşılırken kemikler sergilenecek şekle getirilerek bilim dünyasının ve halkın ilgisine sunuldu. İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet tarafından 30 Nisan 2013 tarihinde Avcılar Yerleşkesi’nde hizmete açılan Osteoarkeloji Müzesi, bu alanda Türkiye’de bir ilk. Müze, Marmaray ve Yenikapı kazıları ile ilgili olarak Prof. Dr. Vedat Onar ile tarihin tanıkları ile dolu Osteoarkeloji Müzesi’nde bir röportaj gerçekleştirdik.

Çalışmalar 2004 Yılında Başladı

Osteoarkeoloji Müzesi, uzun süreyi kapsayan çalışmanın bir sonucudur. İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde bünyesinde yer alan müze, özellikle Marmaray-Yenikapı kazılarında ortaya çıkan envanterlerin örneklerinin sergilendiği bir yer. Çalışmalar 2004 yılında kazılar ile birlikte başladı. İstanbul Arkeoloji müzeleri Müdürlüğü’nün yürüttüğü kazı çalışmalarında sona yaklaşıldı. Kazılarda binlerce hayvan kemiği geldi. Arkeolojik malzemelerin yanında batıklar, insan kalıntıları, mimari yapılar, oldukça fazla çıktı.

Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemine Ait Kemikler Bulduk

Beklentimizin üzerinde bir kazı çalışması oldu. Kazı çalışması derinleştikçe 8000-8500 yıl geriye, Neolitik döneme kadar gittik. Marmara Denizi’nin göl aşamasından çıktığı bu döneme ait insan iskeletleri ve yaşam kalıntıları bulundu. İstanbul’un tarihini değiştirebilecek bulgulara ulaşıldı.

Hayvan kemiklerine özellikle üçüncü dördüncü yüzyıla ait olan tabakada yoğun olarak rastladık. Bu tabakalar Bizans İmparatorluğu tabakası. Ayrıca Roma ve Osmanlı dönemine ait kemikler de var ama yoğunluk Bizans dönemine ait.

Bizans’ın Marmara Denizi’ndeki Theodosius Limanı olan kazı alanı zengin veriler sundu. 7. yüzyıla kadar aktif olan liman, 13 –14. yüzyılda dolmaya başlamış. Osmanlı döneminde Langa Bostanlığı olarak adlandırılan bölge günümüzde Bayrampaşa Deresi olarak bilinen Likos Deresi’nin getirdiği alüvyonlarla dolarak işlevini yitirmiş, atıl kalmış. Alan atıl olduğu için bu alana atılmış birçok hayvan tespit ettik. Bu alan içinde 55 tür keşfettik. 60.000’nin üzerinde, yaklaşık on kamyon kemik, incelendi.

55 tür içerisinde tüketim artığı koyun, keçi, deve, sığır gibi kesilmiş hayvanların kalıntılarını teşhis ettik. Kesilen, beyin çıkarma işlemi yapılan hayvanlar tüketim amaçlı parçalanmış. Yine o döneme ait kemiklerden sap alet yapılmış, dekoratif amaçlı kullanılmış işlenmiş kemikler bulduk. İşlenmiş kemiklerden çeşitli bilgiler elde ettik. Mesela koyun, keçilerden. Koyunların tarak kemiğini kullanmışlar, kemik iliği çıkarması yapmışlar. Yemişler, tüketmişler. Tarak kemiği aynı zamanda tekstil amaçlı kullanılmış bobin haline, mızı dediğimiz alet haline getirilmiş. Theodosius Limanı’nın çevresinde tekstil işliklerinin olduğunu görüyoruz. Muhtemelen buralarda kullanılmış bu aletler.

İncelenen 60.000 Kemikten 55 Tür Hayvana Ulaşıldı

  • En yoğun kemikler, at kemikleri idi. Atların, bu alana iki şekilde atıldığını gördük: Ölü olarak, bir de kesilmiş olarak. Kesilmiş kemiklerin üzerinde kasaplık izlerini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bizans dönemine ait dünyanın en büyük at kemiği koleksiyonuna sahibiz diyebilirim
  • Develer vardı özellikle tek hörgüçlü develer karşımıza çıktı.
  • Balık türleri çok zengindi. Yazılı kayıtlarda balık türleri hakkında bilgiler mevcuttu. Kazılar sayesinde somut örneklere de ulaşmış olduk. Yazılı kayıtlar ile bulduğumuz örnekler birebir uyuşuyor. Özellikle Orkinos Ton balığı avcılığı, Kedi balığı avcılığı, Kılıç balığı avcılığı çok yaygınmış. Deniz kaplumbağası avcılığı ve yunus balığı avcılığı yapıldığını da saptadık.
  • Afallina ve Tırtak olmak üzere iki tür yunus ortaya çıktı.
  • Deniz kaplumbağasında Caretta türlerine rastladık. Bunlar muhtemelen Theodosius Limanı çevresindeki yaşam zincirinden ziyade alandaki ticari gemilerin Akdeniz’e ticareti sonucunda getirilmiş olan kaplumbağalardı.
  • Geyiklerde üç türe rastladık: Kızıl Geyik, Ana Geyik ve Karaca. Bunların boynuzları işlenerek kullanılmış.
  • Ayılar vardı. Kemiklerde insan kontrolünde kullanılmış, ayı oynatıcılığının yapıldığını gösteren bulgular mevcut. Bizans döneminde Kraliçe Teodara’nın babasına “ayı oynatıcısı” diye hitap ediliyordu.

Başka bir ayı kemiğimiz ise kesilmiş bir kemikti. Tarihi kayıtlarda Bizans yemek kültüründe üst tabakanın değişik yemekler yediğini, yabani eşek yediğini ayı yediklerini, görebiliyoruz. Muhtemelen bu kemiğinde avlanmış bir ayının kalıntısı olduğunu düşünüyoruz çünkü kesim izleri var üzerinde.

  • Alanımızda dört boynuzlu bir koyun kalıntısı vardı ki bunun orijinali Suriye taraflarıdır. Bu kemik, limanın ticari yolunu göstermesi açısından önemli bir vesika.
  • Yine Ceylan kalıntısı çıktı enteresan bir şekilde. Bir de maymun kafatası bulduk.
  • Pet hayvanı olarak kedi, köpek çok fazlaydı. Bizans’taki köpeklerin, ne tür köpekler olduğunu, nasıl ebatları olduğunu saptamak mümkün. Kedi de çok önemli bir hayvan Bizans’ta.
  • Evcil ördekten tutun yaban ördeğine, tavuktan tutun akbabaya geniş bir yelpazede kuş türlerine rastladık. Bunların bir kısmı yemek için avlanmış bir kısmı türlerin keşfi için.
  • Fil kalıntısı dâhil çıktı kalıntılarda. Biri yetişkin diğeri erişkinliğe gelmiş genç erişkin iki fil kalıntısı bulduk. İstanbul’da yaşayan fillere ait olduğunu düşünüyoruz bu kalıntıların. Likos deresinin getirdiği alüvyonlarla birlikte gelmiş olmalılar.

Ücretsiz Olarak Okullarımızı Gezdiriyoruz

Yenikapı’da bulduğumuz kemikleri bilimsel araştırma sonrası insanlarımızın bilgilenmesi için Osteoarkeoloji’nin ne olduğunu anlatmak için Osteoarkeoloji müzemizde sergiliyoruz.

Telefon açıp randevu aldıklarında müzemizi gezdiriyoruz. Her zaman açık yani. ücretsiz olarak gelip, bilgi alarak gezebilirler. İlköğretimden tutun liselere kadar çok çeşitli okullardan talepler geliyor.

İnsanlarımız da aradığında her zaman açıyoruz. Onların da gezmesini görmesini, sağlıyoruz. İÜ Veterinerlik Fakültesi,  Türkiye’deki veterinerlik fakülteleri içerisinde tek osteoarkeoloji ünitesi olan fakültedir. Başka hiçbir üniversitede böyle bir birim yok. Dolayısıyla biz yaptığımız işi bilerek, insanları bu konuda aydınlatmaya çalışıyoruz. Hem bilimsel bilgiler elde ediyoruz hem de insanlarımızın anlayabileceği bir dil ile olayları anlatmaya çalışıyoruz. Bu atlar niçin burada durmuş? Nasıl atlarmış? Bu malzemeler nelermiş, ne amaçla kullanılmış. Köpekler nasılmış? Veyahut onların akıllarına gelebilecek değişik sorulara cevap bulmaya çalışıyoruz elimizden geldiğince.

Rektörümüz Büyük Destek Verdi 

Ünitemizi geliştirmeye çalışıyoruz. Yeni düzenlemeyle çok daha güzel bir yapıya kavuştuk. Sergilediğimiz örnekler dışında binlerce kemiğimiz var depomuzda. Onların incelenme süresi devam ediyor, veriler alınıyor. İnsanlarımızın ilgisini çekecek değişik malzemeler oldukça müzemizin bir kısmına yerleştirmeye çalışıyoruz.

Rektörümüzün büyük desteği var çalışmalarımıza. Hem kazı aşamasında hem de bu çalışmaları yaparken çok büyük katkı sağlandı. Bu büyük desteği olmasa idi böyle güzel bir mekânda bu değerli kalıntıları sergileyemezdik. Yine İstanbul Arkeoloji Müzesi çok rahat bir çalışma ortamı sağladı. Yıllarca Türkiye’de bu iş yabancılar tarafından yürütülmüş. Şimdi böyle bir fırsat var. Hem bizler hem öğrencilerimiz için büyük bir çalışma alanı.

Bu müzeyi ve çalışmaları daha da ileriye götürmeyi planlıyoruz. Bunun dışında farklı kazı merkezlerinden de kemikler geliyor. Örneğin İstanbul’da yine bizim İstanbul Üniversitesi’nden bir öğretim üyesinin yürüttüğü Yoros Kalesi, Amasya’daki Oluzhöyük Kalesi, Amasya kalesi, Kuşadası Kadıkalesi,  Van Kalesi, Anzaf kalesi ve Yoncatepe gibi… hepsine yetişmeye çalışıyoruz.

İstanbul Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

 

05/29/2013
3010 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler

İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü

34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul

Telefon: 0 (212) 440 00 00 (10054)